Showing 16 Result(s)

Frances Ha ile Gündelik Hayatın Koşuşturması*

Hepimiz liberalizm, milliyetçilik, sosyalizm, İslamcılık vb. büyük anlatıların ve iddiaların öyle veya böyle gölgesinde yaşıyor, insanlık tarihine bilinçli-bilinçsiz müdahil oluyoruz. Bu fikirsel fay hatlarına göre şekillenerek bazen genleşen, bazen de sıkışan hayatlarımızın bir de küçük, önemsiz detaylarla bezenmiş, gündelik pratikler ve alışkanlıklarla süregiden tarafı var. İdeolojiler ve büyük toplumsal projelere sadece fikirsel ve algısal düzeyde …

Immersive Medya: Yeni Çağda Yeni Bir Medya*

21. yüzyıl kapitalizminin teknolojik inovasyona bağımlı yüksek rekabet ortamında her gün yeni teknolojilerle karşılaşıyoruz. Bunlardan bazıları, Gartner’ın Teknoloji İlerleme Döngüsü’nde gördüğümüz gibi, beklentileri karşılayıp gündelik hayatımıza yerleşirken; bazıları da umutları boşa çıkarıp tarihin çöplüğüne atılıyor. Uzun yıllardır en azından Cyberpunk stili bilimkurgulardan fantezi düzeyinde de olsa aşina olduğumuz bir teknolojik yenilik olarak sanal gerçeklik; bilgisayar teknolojisindeki, …

Cuaron’un Roma’sı Bize Ne Anlatmak İstiyor?

Rayn ve Kellner gibi yazarların üzerinde ustaca çalışmış oldukları Politik Kamera gibi kitaplar sağolsun aldığımız akıllıca uyarılardan dolayı Hollywood’un muhalifliğinin ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkındaydık uzun zamandır. Yeni Hollywood da denilen, kendi amaçları ve bağlamları çerçevesinde sinemayı bir sanat olarak oldukça başarılı ama ideolojik açından da oldukça tehlikeli bir yerden kullanan Coppola, Scorsese, De Palma, …

Archigram: Ütopya mı, Distopya mı?

1960lı ve 70li yıllarda önemli eserler vermiş olan Archigram mimar topluluğunun eserleri bir süredir Garanti Galeri’de sergileniyor. Topluluğun döneminin elitist mimari anlayışını sorgulayan ve mimari tasarımı pop-artla harmanlayan çalışmaları, ütopya ve dolayısıyla distopya kavramları üzerine çeşitli çıkarımlar yapmamıza imkan tanıyor.

10. İstanbul Bienali’nin Ardından

Bir İstanbul Bienali daha geride kaldı. Daha önceki bienallere yöneltebileceğimiz pek çok eleştiriyi küratörlüğünü Hou Hanru’nun yaptığı 10. İstanbul Bienali’ne de yöneltmemiz mümkün gibi gözüküyor. Bienalin iliklerine kadar sermayeyle içli dışlı olması, ister istemez -reyting terminolojisini kullanmayı tercih edersek – A ve B tipi tüketici grubuna hitap etmesi, dolayısıyla “halk”ı değil de “vatandaş”ı ilgilendiren bir …