Al Sana Metin Yap Bana Görüntü

“Bir film yapmak istiyoruz biz, bu filmimizde arzu eden herkes oynasın istiyoruz. Yaptığımız sanat üretiminin bir tane sahibi olmasın, bir sürü hissedarları olsun. Filmimizin bir karesi benim, bir karesi onun olsun. Martin Heidegger’in “Sanat Ürününün Kaynağı” makalesinde dile getirdiği gibi günümüzde sanat nesnesi salt onu üreten sanatçının ürünü olarak kabul edilemez. Sanatsal üretim, gerçekliğin yorumlanması veya yansıtılması olarak algılanmamalı, toplumun ortak anlayışının yansımaları olarak algılanmalıdır. Bu açıdan işbu film bizim filmimiz. Birbirinden kopuk, tanecikli düşüncelerin ortak filmi. Sıralı, anlam içeren, bütünü olan bir film. Benim algımla senin algının bir araya geldiği bir hemzemin. 

Biz, size bir hikaye vereceğiz, ama her gün bir cümlesi gözükecek. O gün o cümle size ne ifade ediyorsa, sizin bize onu kurgulamanızı, görselleştirmenizi ve yollamanızı istiyoruz. Sonrasında elimize ulaşan kareleri peşi sıra dizip bir film yapacağız. Görsel anlatım dili olarak kopuk kopuk kimbilir belki de rastlantısal bağlantılı ama metinsel bütünlüğü taşıyan bir iş üreteceğiz. Sonra da oturup hep beraber izleyeceğiz. Sonrasında olan bitene sadece bakmak veya derinlemesine görmeye çalışmak da bizim işimiz. Yani “al sana metin, ver bana görüntü” oynayacağız.”

Selçuk Artut’un 2009 yılının Haziran ayında başlattığı “Al Sana Metin Ver Bana Görüntü” adlı eserinin tanıtım metni bu şekilde başlıyordu. Murat Uyurkulak’ın 26 cümleden oluşan hikayesi alsanametinverbanagoruntu.com isimli web sitesinden her gün bir cümle olacak şekilde kullanıcılara sunuldu. Kullanıcılar da sitede yer alan fotoğraf yükleme özelliğini kullanarak cümlelerin kendilerinde çağrıştırdıkları görselleri yüklediler. Sonrasında biriken fotoğraflar Mehmet Ali Alabora’nın seslendirmesi ve Selçuk Artut’un hazırladığı müzikle birlikte bir kolaj haline getirildi. Bu şekilde ortaya çıkan kolektif eser herkesin beğenisine sunuldu.

Bu çalışmadan 2023 yılında Selçuk Artut’un Teknoloji-İnsan Birlikteliği kitabı sayesinde haberdar oldum. Aynı çalışmayı adından sıkça bahsettirmeyi başaran ve artık hayatımızda yer almaya başlayan yapay zeka uygulamalarını kullanarak gerçekleştirmenin nasıl olacağını merak ederek, tekrar etmeye karar verdim. Murat Uyurkulak’ın metni, Mehmet Ali Alabora’nın seslendirmesi ve Selçuk Artut’un müziğini auteur özellikler olarak aynı şekilde koruyarak, kullanıcıların fotoğrafları yerini alacak şekilde yapay zekaya görseller hazırlattım. Bu görselleri hazırlatırken de yapay zekanın işini olabildiğince kendisinin yapmasına dikkat ederek, detaylı komutlar vermekten kaçındım. Derdim Selçuk Artut’un üretici-izleyicilerini serbest bırakması yönündeki tercihini tekrarlamaktı.

Bu noktada çalışmayı bu şekilde tekrar etmenin çelişkili iki tarafının olduğunu düşünmekteyim. İlk olarak yapay zekanın bizlerin kolektif görsel imgelemini tarayıp öğrenerek ve sonrasında taklit ederek ortaya “özünde” kolektif bir iş çıkardığını ve bu çerçevede Selçuk Artut’un izinden gittiğini söyleyebiliriz. İkinci olarak da yapay zekanın karar verici olarak tekilliğinin sadece Türkiye’de değil, dünya demokrasilerinde de görülen, “son kertede” kolektif tercihlerden doğan otoriterleşme ve tekilleşme eğilimini temsil ettiğini, her ne kadar bizlerin verilerini tarasa da Selçuk Artut’un ilk çalışmasında tercih ettiği paylaşımcı rolü terk edip, tekrar auteur bir eğilim geliştirdiğini gözlemleyebiliriz.

İçinde barındırdığı çelişkilerle birlikte çalışmanın bu halinin zamanımızın ruhunu ortaya koyabilmesini ve yapay zekanın kolektif hafızaya mı, kendini üreten özel şirketlere mi, yoksa bizzat “kendi”sine mi ait olduğu ve bizim bu aidiyetle ilişkimizin ne şekilde gelişeceği gibi sorular sormamıza vesile olacağını umuyorum.

Videoda sol tarafta Selçuk Artut’un orijinal çalışmasını, sağ tarafta ise yapay zeka versiyonunu takip edebilirsiniz. Destekleri, yorumları ve izni için Selçuk Artut’a teşekkürü borç bilirim.

%d blogcu bunu beğendi: